ALINASI DERSLER... 6188






    ALINASI DERSLER...

    [O]nu[®]
    [O]nu[®]
    Mekan-Tr Kurucusu
    Mekan-Tr Kurucusu

    Mesaj Sayısı : 98
    Points : 9900134
    Reputation : 1
    Kayıt tarihi : 03/11/09

    Cüzdan
    Altin Altin:
    Para Para:

    ALINASI DERSLER... Empty ALINASI DERSLER...

    Mesaj tarafından [O]nu[®] Bir Paz Kas. 08, 2009 4:21 pm

    Birinci Ders:







    Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en
    İyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada
    çakıldım kaldım. Son soru söyleydi :
    'Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedır ?'
    Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını, yerleri sılerken, hemen
    Her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50'lerinde falan
    olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki ! Son soruyu yanıtsız bırakıp
    kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test
    sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.
    'Tabii, dahil' dedi, Hocamız...
    'İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden
    farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar
    bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse bile...'
    Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. Hademenin adını da...
    Dorothy idi.




    İkinci Ders :


    Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun kenarında duran bir
    zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan
    arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. geçen her
    arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60'lı yıllarda bir beyazın bir
    zenciye, hem de Alabama'da, yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi.
    Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ille de
    adresimi istedi, verdim. Bir hafta sonra, kapım çalındı. Muazzam bir konsol
    televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda...
    'Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur
    sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime
    güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan



    kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son
    nefesini verdi. Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık
    beklemeksizin yardım eden herkesi kutsasın...
    En İyi Dileklerimle,
    Bayan Nat King Cole.'



    Üçüncü Ders :

    Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın...


    Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk
    pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu... Çocuk sordu:
    'Çikolatalı pasta kaç para ?'
    '50 Cent.'
    Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu:
    'Peki, Dondurma Ne Kadar ?'
    '35 Cent.' dedi garson kız, sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşteri vardı
    ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne kadar vakit
    geçirebilirdi ki... Çocuk parasını bir daha saydı ve
    'Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?' dedi.
    Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya
    koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson kız masayı
    temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu, birden.. Masayı sanki akan
    gözyaşları temizleyecekti. Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı
    15 Cent'lik bahşiş duruyordu..



    Dördüncü Ders :

    Yolumuzdaki Engeller...
    Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya
    koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diye
    gözlüyor... Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray
    görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın
    etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çogu kralı yüksek sesle
    eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.
    Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
    Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına
    itmeye başladı. Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına
    çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde
    bir kesenin durduğunu gördü.
    Açtı... Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde...
    'Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.' diyordu kral.
    Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.
    'Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.'




    Beşinci Ders :


    Önemli Olan Vermektir..
    Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek
    yaşam şansı, beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı
    hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın
    mikroplarını yok eden antikorlar oluşmuştu. Doktor durumu beş yaşındaki
    oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir
    an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve 'Eğer kurtulacaksa, veririm
    kanımı' dedi. Kan nakli yapılırken, ablasının gözlerinin içcine bakıyor ve
    gülümsüyordu. Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük
    çocuğun yüzü de giderek soluyordu...
    Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu :
    'Hemen mi öleceğim ?'
    Ufaklık, doktoru yanlış anlamıştı, ablasına vücudundaki bütün kanı verip,
    öleceğini düşünüyordu.


    TARAFIMDAN OLMAMIŞIR

      Forum Saati Çarş. Nis. 01, 2020 1:46 am